9 Kasım 2007 Cuma

Kımıldayan Resimler










1. Casablanca

"Rick: Beni kimin için terk ettin? Lazlo için mi, yoksa arada başkaları da mı var?"
Daha nasıl söylenir?

2. The Serpent and the Rainbow

Japonların yediği FUGU balığı hakkında bilginiz olursa bu film daha enteresan bir hal alabilir. Oliwer Sacks'ın (antropolog)bir romanından uyarlanmış, Jocob's Ladder ve Mouth of Madness ile birlikte ne olduğunu seyrettikçe değil düşündükçe korkacağınız bir film.

3. Vertigo

Bu film Da Vinci Code'dan daha fazla tarihi spekülasyon içermektedir. Donanımınız yıllar içerisinde geliştikçe filmin hikâyesi de değişmektedir.

4. 2001: A Space Odyssey

Evrende gündüz ve gece yoktur.

5. Young Frankenstein

Ivır zıvır bir Mel Brooks komedisidir. Monty Pyton'cıların parmağı da vardır. Sessiz Film vardır aslında Mel Brooks' un ama bu da iyidir. Alive! Alive! hakkaten çok komiktir.

6. Metropolis

Fritz Lang her şeyden önce bir mimardır. Tıpkı Robert Wilson gibi... Bu set, bu dekor başka türlü kurulmaz çünkü.

7. L'Atalante

Can simidimiz L'atalante.
Careful with that axe, Jean Vigo.

8. Baraka

Belgesel olarak tasarlanmış. İzlerken balkonun tavanı çöktü; pencereden leylekler girdi sandım. Öyle bir âlemden âleme sektirir adamı.

9. The Graduate

Mike Nicholes, Hıristiyanlığın doğuşunu anlatıyor.

10. King Kong (1933)

Bu film benim ilkokulu bitirme hediyemdir. Babam beni Hamza Rüstem'e götürdü ve çok sınırlı 8 mm (çok pahalıydı ayrıca) filmlerden birini seçmemi istedi. İki filme indirdim ve en sonunda bunu seçtim. Diğerini hatırlayabilmek için kafamı vurmadığım köşe kalmadı.

11. Z

Komşum Costa-Gavras politik sinemayı öğretiyor cümle âleme. "Z" alfabenin son harfi olarak sonsuzluk demek. Ve ölümsüz...

12. Amen

Bu alman bilim adamları savaştan sonra ne yaptı, nerde çalıştı, özellikle havacılık alanında yeni araştırmalara imza attılar mı bilen var mı?

3. Stalker

3 dakika tek kare-çerçeve tren de gidilir mi hocam. Gidilir, güzel olur.

14. Mad Max

Mel Gibson'ın en iyi üç filmi; Mad Max 1, Mad Max2, Mad Max 3. Jung dersi gibi film: 20. asırda geçen olayları anlatır.

15. Ben-Hur

Sen tarihini bilmiyorsun, tarihi filmleri nereden bileceksin.

16. Eraserhead

Gösterilemeyecek kadar acayip bulunduğundan vizyona girememiş, ama Orson Welles'e verildiği gibi(Citizen Kane) sonsuz olanaklarla David Lynch'e Fil Adam' ı çekme fırsatı verilmesine yol açmış filmdir. Ayrıca bundan önce çektiği kısa filmlerini de izleyen kardeşime göre David Lynch mutlak ruh hastasıymış.

17. Aida

Giuseppe Verdi

18. A Clockwork Orange

Atom Heart Mother ile açılan film (Pink Floyd) Beethoven ile örtülür.

19. Alien

-Abi o yaratık neye benziyordu?
—Alien’ı izledin mi?
-İzledim; Abi o adamın içinden çıkan şeye mi benziyordu?
—Hayır, Sigourney Weaver'a benziyordu.

20. Apocalypse Now

Filmin galasında filmin gösterimi tamamlandıktan sonra kopan alkış üzerine Coppola' nın hıçkırarak ağladığı bilinmektedir.

21. Back to the Future

80'lerin sonunda çocuk olmak ile alakalı bir şey...

22. Batman

Jack Nicholson 60 milyon dolara oynayarak tüm zamanların rekorunu kırmış, Kim Basinger'a birlikte avan-garde bir sanat akımı yaratmayı teklif etmiştir.

23. Beetlejuice

Michael Keaton'ın ne kadar iyi bir absürd oyuncusu olabileceğini (Kuru Gürültü) gösteren filmi Tim Burton'la tanışmamı sağladığı için de benim için önemlidir.

24. Blade Runner

Bir kadını arkadan vurmak ya da vuramamak. İşte çelişki budur.

25. Breakfast at Tiffany's

Blake Edwards'ın lirik komedisi... (Audrey Hepburn Michelle Pfeifer'dan daha güzel bir kadın olabilir, olmayabilir de)

26. Casino

Goodfellas'taki gibi "anlatıcı"nın mükemmele yakın bir kurgu sayesinde Martin Scorsese gibi bir "hikâye anlatıcısı" nın elinde birbirine hiç karışmadığı film en iyi 100 film arasında gösterilir.

27. Chicago

"artık kızlar sinemaya ya tek başlarına gidiyor ya da kendi kız arkadaşlarını götürüyor" filmi. Biz de Kapalı Ferah'a gideriz. Yerlere talaş atarlardı salon hijyenik olsun diye, başımıza gelenlere bakın.

28. Dazed and Confused

Ben bu filmi izlemedim. Üstüne bir de Deep Purple'cıyım.

29. Dead Poets Society

Bu filmin Bocon'ların Kulübü ile alakası var mıdır bilmiyorum ama The Graduated gibi ne anlattığı bilinmeyen bir film olarak görüyorum bu filmi. Ayrıca "Ölü Ozanlar Derneği" ismi gerçekten harika çevrilmiş, millet kendi filmine böyle güzel isim bulamıyor.

30. Full Metal Jacket

Bireysellik ve özgürlük... Öztürk Serengil bir filminde aynen şöyle bir replik atıyordu; "Hacı Baba'ma söylerim hepinizi tıraş eder. Uğğğ... Haşin..."

31. Ghostbusters

-Abi gördüğün hayalet neye benziyordu?
—Ghostbusters 'ı izledin mi?
-İzledim; Abi o kütüphanede yakaladıkları şeye mi benziyordu?
—Hayır, Sigourney Weaver'a benziyordu.

32. GoodFellas

Eski-sıkı dostlar bir film çekmiş klasik olmuş. Scorsese büyük şair ama Griffith'den farkı kalmaz bazen. Bu filmde yarı İrlandalı'lar, yarı İtalyan'lar var ama Afro-Amerka'lılar pek yoktu galiba. Ya Latin Amerika'lılar. Texas'lılara kızarız olur biter.

33. Halloween

Yeniden çevrimi 4 gün sonra gösterime girecek film sinema tarihinin en kült yapımlarından biridir. Ve en karlısı... Yapımcısı Mustapha Akad'a deli para kazandırmıştır. Carpenter'ı şöhret, Jamie Lee Curtis'i cırtlak yapmıştır. Kamera hareketlerindeki röntgen hissi Hitchkock'tan değil, Mustapha Akad'ın Çağrı(The Messages)'sından araklanmıştır. Bildiğiniz üzere Çağrı'da Hz. Muhammed'in sureti gösterilmez, kamera çerçeveyi onun bakış açısından gösterir.

34. It's a Wonderful Life

Yılbaşı gecesi bizde Şener Şen'in Milyarder filmi izlenirken Amerika'da da bu izlenir. Frank Capra'nın bu filmi ilk önce beğenilmemiş zamanla naifliği hissedilebilmiştir. Milyarder 31 Aralık için ne kadar uygunsuz ve negatifse, Şahane Hayat o kadar pozitiftir.

35. Jaws

Afişteki balık, kadını tehdit eden erkek iktidarını sembolize edermiş. Hayvan haklarını hiçe sayarmış konusu...
Ben bu filmi sahil kenarında izledim. The Fog (SİS) ile beraber. Abimlerin, film ortamında izlenir merakı yüzünden. Gerçi o ortamlar yüzünden filmlerin türü değişirdi ama Karate filmi izleyip karate yapmazlardı evelallah.

36. Monty Python and the Holy Grail

Skeç' i başyapıta çeviren İngiliz Hayal gücü ve Mizahı. Buster Keaton, Beckett, Terry Gilliam; duyan gelmiş. "Hepsini Al!" gelmiş.

37. One Flew over the Cuckoo's Nest

Ne yazsam yalan olur.

38. Phantom of the Opera

"bugüne kadar çeşitli ülkelerde ve farklı dillerde 65 bin kez sergilenen dünyanın en ünlü operalarından "operadaki hayalet"e sonunda Türkçe söz de yazıldı. Özen film'in sahibi Mehmet Soyarslan 8 ay önce operanın İngiliz bestecisi Andrew Lloyd Webber'e bir mektup yazarak eserin Türkçe seslendirilmesi için izin istedi. Soyarslan'ın yazdığı sözleri beğenen Webber, Antalya Devlet Opera ve balesi'nin solistleri müge derya ile Atalay Ergezen’in yorumuna izin verdi. Soyarslan, telif hakları, klip çekimleri ve 20 bin CD için yaklaşık 40 bin ytl harcadı." SABAH GAZETESİ

39. Platoon

Kara Şahin' lerden önce UH1'ler vardı. (Apocalypse Now'da da böyleydi) Vietnam'ın arka fonundaki sesler UH1'lerle kurulur bu yüzden. Bir de Napalm bombaları, Hiroşima ve Nagazaki'den bilirsiniz.

40. Pulp Fiction

Bu filmi herkes çok beğeniyor diye yıllarca izlemedim, sonunda izledim beğendim.90'lardan Cecile de Mille filmi beklemeyecektik zaten; Lakin vatandan ayrılmanın ızdırabı zor. Ayrıca Müzikler çok iyi. Müzikler iyiyse film kötüdür o da başka mesele.

41. Raiders of the Lost Ark (Indiana Jones and the Raiders of the Lost Ark)

İzleyin ve görün: Yağmacılar nasıl 19. yy.da arkeolog diye bilim adamı oluverdi, dağcı diye sporcu oluverdi. Bunlar haritacı, mezarcı.(Kral Olacak Adam, İngiliz Hasta, Arabistanlı Lawrence, daha yazayım mı?)

42.The Godfather, Part III Requiem for a Dream

Baba 3 İlk kik filmden de beslendiği için bence serinin en güzel filmidir. Baba 1 mi daha güzel Baba 2 mi diyenler hala hikâyenin ne anlattığını bilmezler. Elizabeth Tiyatrosu'nda olduğu gibi The Godfather sahnesinde de bir köpek vardır, bilir misiniz?

43. The Shawshank Redemption

94'ün Pastoral Senfonisi. En iyi edebiyat uyarlamması(Stephen King), En iyi montaj (F. Darabont) ve En iyi dublaj (Türkçe) dallarında Oscar'a layık görüldü. Ayrıca dublör dublaj yapmıyor ki, montör montaj yapsın.

44. Scarface

İlkokulda dilekçe yazmayı öğreniyoruz; ödev diye verdikleri dilekçeyi Tomy Montana adına yazıp imzaladım. Hatırladığım kadarıyla tehdit içeren dilekçede ne arz ne de talep vardı. İyi ki avukat olmamışım. Bilinçaltıma yerleşen mükemmel kadın imgesi bu filmle yerleşmiş olabilir. Dünyada iki çeşit kadın vardır; Michelle Pfeiffer ve diğerleri.

45. Seven

Gwyneth Paltrow ağlar; biz de katil oluruz. Bir tane seri katil yakalandı geçenlerde Rusya'da. Satranç tahtası kadar insan öldürmekti hedefim ama başaramadım 63.'de yakalandım dedi. Ve ben bir profesyonelim diye de ekledi. Son kareyi kimseye bırakmayacak kadar profesyonel olabilir mi dedim sonra, dedim bu nasıl bir şey, ne acayip şeyler oluyor şu dünyada, ilginçmiş dedim kendi kendime.

46. Star Wars: Episode V - The Empire Strikes Back

Ne söyleyim bilmemki; abim okulu kırardı, herkes sinemaya gider, abim eve dönüp birlikte Star Wars izlerdik. Yoda'nın ışın kılıcı kullanmasını tam yirmi yıl bekledim. İlk sinemaya gidişim Açık Ferah'a abimin beni İlk çekilen bölüme götürmesidir. "İki film birden"de ikincisi olduğundan uyuya kalmıştım bir de eve kucağında taşımıştı beni. Üçüncü Episode'u abim izleyemedi, sanırım bende izlemiycem.
Star Wars; Episode III,
Revenge of the Sith,
"Bitmemiş türküm benim"

47. Taxi Driver

Goddard izleri New York'ta... Brecht'in izini süren Fransız yeni dalgası Scorsese ile Bronx kıyılarını dövüyor.

48.The Sixth Sense

Tek espri üzerine kurulu filmlerin ilahı; "Bruce Willis ölüymüş", " ikisi aynı herifmiş", "Kayzer Şoze o sakat herif". 90'ların kara filmleri bunu Kayzer Şoze sendromu olarak adlandırsalar bile asıl patent sahibi Dr. Caligari’dir. Bir de o kızın babasına yolladığı kutudan Elektra komplexi çıkmasa neler çıkardı bir de siz düşünün.

49. The Crow

I love she who hates me more
I love she who hates me more
and my soul shall not be lifted from out that shadow
"NEVERMORE"
(EZBERE SALLADIM İDARE EDİN)

50. The Exorcist

Tüm zamanların en etkileyici afişi olduğu söylenir. Filmde önce bilim -daha doğrusu rasyonalite- derde çare olmaz diye gösterilir; sonra metafiziğe geçilir. Amerikan Zombie filmi değildir yani. Max von Sydow'un dalga geçilecek hiçbir tarafı yoktur. Şeytan çıkarma ayini hareketlerini yerden yere vurmak, pon pon kızların hareketlerini halk dansı olarak bellemiş bir topluma yakışır zaten.

8 Kasım 2007 Perşembe

“Shakespeare Günleri” Film Gösterimleri


21. İZMİR TİYATRO GÜNLERİ

İZMİR SANAT (ODİTORYUM)

VİDEOCLUB / EÜTT





William Shakespeare
(1564, Stradford on Avon - 1616, Stradford)

Elizabeth ve Renaissance dönemi İngiliz Tiyatrosu’nun başlıca temsilcisi olan Shakespeare dünyada adından en çok söz edilmiş, en çok sahnelenmiş ve yorumlanmış, yabancı dillere en çok çevrilmiş, tiyatronun adeta simgesi olan bir yazardır. Shakespeare, Elizabeth dönemi tiyatrosunu İngiltere tiyatro tarihinin “altın çağı” yaptığı gibi, bu dönemin dünya tiyatro tarihinde de önemli bir yer edinmesini sağlamıştır. Kendi çağının toplumsal-kültürel miras temeli üzerinde ve Renaissance hümanist düşüncesi doğrultusunda ürünler vermiştir. Yapıtlarındaki bu özellikler sayesinde Shakespeare İngiltere’de “ulusal tiyatro” kavramının doğuşunu sağlamıştır.

William Shakespeare eldivencilikle uğraşan bir baba ile toprak soylusu aileden gelen bir annenin çocuğudur. Shakespeare Stradford Grammar Scholl’da Latince ve Yunanca öğrendi. 1585–92 yılları kendisiyle ilgili bilgi olmadığından kayıp yıllar olarak adlandırılır. 1582–94 yıllarında vebadan dolayı Londra’da tiyatroların kapanması yüzünden yalnızca şiir yayımladığı düşünülen Shakespeare 1594’te I. Elizabeth’in koruması altında The Theatre’ a bağlı Lord Chamberlain’in tiyatro topluluğuna oyuncu ve yazar olarak katıldı. 1597’de topluluk The Theatre’dan ayrıldı ve 1598’de Globe Theatre kuruldu. I. James’in tahta geçmesinden sonra topluluk kralın koruması altına girerek “King’s Men” adını aldı ve Londra’nın en önde gelen topluluğu oldu. Shakespeare bu dönemde günün en güçlü yazarlarından Jonson tarafından “Bir çağın değil, bütün zamanların adamı” olarak nitelendirildi. Globe Theatre’ın 1613’te yanmasından sonra tiyatroyla ilişkisini kesti.

Shakespeare’in oyunları üç başlık altında gruplandırılır. Tarihsel oyunlar, komedyalar ve tragedyalar.

Başlıca tarihsel oyunları; II. Richard (1597), III. Richard (1597), IV. Henry (1600) ve VIII. Henry (1612)’dir.

Başlıca komedyaları; Yanlışlıklar Komedyası (1594), Hırçın Kız (1594), Bir Yaz gecesi Rüyası (1600), Venedik Taciri (1600), Kuru Gürültü (1600), Beğendiğiniz gibi (1600), Onikinci Gece (1600) ve Fırtına (1611)’dır.

Başlıca tragedyaları; Titus Andronicus (1594), Romeo ve Juliet (1597), Julius Caesar (1600), Hamlet (1603), Macbeth (1606), Kral Lear (1608), Antonius ve Cleopatra (1610) ve Othello (1622)’dur.

Projenin Devamlı Arşivi:

1. As You Like It-Beğendiğiniz Gibi-(K.Branagh, 2006)

2. A Midsummer Nights Dream- Bir Yaz Gecesi Rüyası-(1999)

3. The Tempest-Fırtına-(Derek Jarman, 1979)

4. Hamlet-(Asta Nielsen,1921)

5. Hamlet-(K.Branagh,1996)

6. Hamlet-(Laurence Olivier,1948)

7. Hamlet-(Mel Gibson-Zeffirelli,1990)

8. Hamlet-(Uyarlama, 2000)

9. Henry V-(K.Branagh,1989)

10. Henry V-(Laurence Oliver,1945)

11. Taming of the Shrew- Hırçın Kız-(Uyarlama, BBC, 2005)

12. Taming of the Shrew-Hırçın Kız-(Zeffirelli,1967)

13. Julius Caesar-(Marlon Brando, 1953)

14. King Lear-(16 Dk;1909)

15 . King Lear-(Uyarlama-Jean Luc Godard, 1987)

16 . King Lear-(Peter Brook,1971)

17 . Much Ado About Nothing-Kuru Gürültü-(K.Branagh, 1993)

18. Macbeth-(Orson Welles,1948)

19. Macbeth-(Roman Polanski,1971)

20. Macbeth-(Uyarlama, Avustralya, 2006)

21. Othello-(Orson Welles,1952)

22. Othello-(Laurence Olivier,1965)

23. Looking for Richard-(Al Pacino,1996)

24. Richard III-(Frank R Benson.1911)

25. Richard III-(Laurence Olivier,1955)

26. Richard III-(Uyarlama,1995)

27. Romeo and Juliet-(Zeffirelli,1968)

28. Titus Adronicus-(Julie Taymor, 1999)

29. The Merchant of Venice-(2004)

30. Twelfth Night-(Trevor Nunn, 1996)

12. Aspendos Uluslarası Opera ve Bale Festivali

HISTORICAL REVIEW OF

ASPENDOS INTERNATIONAL

OPERA and BALLET FESTIVAL






Tarihçesi;

2000 yıllık Aspendos Antik Tiyatrosu' nun sunduğu olağanüstü akustik, Antalya'nın doğal güzellikleri ve beraberinde santın dil, din, ırk, ve sınır tanımayan yapısı ile 12. yaşını kutlayan Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali, ülkemizin uluslararası tanıtımına önemli katkılarda bulunmaktadır.

Ülkemizin ilk ve tek opera ve bale festivali olara 1994 yılından itibaren Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'nün en önemli organizasyonu olan Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali, 1998 yılından itibaren kazandığı uluslararası boyut ve bugün dünyanın tanınmış festivalleri arasında anılmaktadır.

Opera ve bale sanatlarının Aspendos gibi tarihi iki bin yıl önceye dayanan antik tiyatroda yapılıyor olması Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali' ne ayrı bir anlam kazandırmaktadır. İlk yıllardan beri izleyicilerin %70' ini yabancı turistlerin oluşturduğu festivalimizde, her temsili ortalama 6.000 - 8.000 kişi izlemektedir. Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali, her yıl artan seyircisiyle tarihin, müziğin ve pek çok ulustan insanın bir araya geldiği görsel bir şölen haline dönüşmüştür.

Festivalimiz, sanatsal açıdan uluslararası alanda gösterdiği başarıları ile Avrupa'nın saygın kuruluşları arasında olan Avrupa Festivaller Birliği'ne (EFA-European Festivals Association) 24 Ekim 2003 tarihinde kabul edilmiş ve dünyadaki diğer festivaller arasında saygın yerini bir kez daha kanıtlamıştır.

İngiltere'de yayınlanan Independent Gazetesi'nin; dünyanın dört bir yanında düzenlenen opera festivalleri arasında yaptığı araştırmada en iyi 10 festival arasında 5. sırada Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali yer almıştır. Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali, dünyanın ilk ve tek TS-ENISO 9001 :2000 Kalite Yönetim Belgesine sahip festivali olmuştur.

Festival Programı

11 Haziran, Pethrushka (Ateş Kuşu), I. Stravinsky, Roma Opera ve Balesi / Bilkent Senfoni Orkestrası

15 Haziran, The Flying Dutchman (Uçan Hollandalı), R. Wagner, İzmir Devlet Opera ve Balesi

22-24 Haziran, Aida, G. Verdi, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü-Ankara

28 Haziran, Nazım, F. Say, Fazıl Say – Zuhal Olcay – Genco Erkal / Şef: İbrahim Yazıcı / Bilkent Senfoni Orkestrası & Devlet Çoksesli Korosu

01 Temmuz, Romeo&Juliet, S. Prokfiev, İstanbul Devlet Opera ve Balesi

05 Temmuz, Carmen, G. Bizet, İstanbul Devlet Opera ve Balesi

09 Temmuz, Rosegarden (Güldestan), B. Murphy / M. Dede, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü-Ankara Müzik ve dans Prodüğksiyonu

12 Temmuz, 9. Symphony, L. V. Beethoven, Uluslar Filarmoni Orkestrası, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü Korosu & Devlet Çoksesli Korosu

15 Temmuz, Don Quixote, L. Minkus, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü-Ankara

18 Temmuz, Eugene Onegin, P. I. Tchaikovsky, Mariinsky Tiyatrosu, Kirov Opera ve Orkestrası

19 Temmuz, Gala Konser, Mariinsky Tiyatrosu, Kirov Opera ve Orkestrası

* 12. Aspendos Uluslarası Opera ve Bale Festivali'nin tüm genel prova ve temsilleri ile AIDA operasının, sahne öncesi dekor, kostüm ve makyaj uygulamaları arşivde saklanmaktadır.